T.C.Çamlihemşin Kaymakamlığı
   Kaymakamımız        İlçemiz          Turizm        Ulaşım        Etkinliklerimiz 



  Haberler
 
 
  Tulum
 
  Döviz Bilgileri
   
 
  Hava Durumu


 

 
  Türkiyem




 
 

  


KÜLTÜR / NUFUS

Nüfus Durumu

Çamlıhemşin Rize İlinin 11 ilçesi içinde gerek toplam ilçe nüfusu gerekse merkez nüfusu bakımından en küçüklerindendir. İlçe kilometrekareye 16 kişilik nüfus yoğunluğu ile ilin tenha ilçelerinden biridir. İlçemiz nüfusu 30 Kasım 1997 yılı Genel Nüfus Sayımı kesin sonuçlarına göre 8.454'tür. Şehir merkezinin nüfusu 2.204, köylerin nüfusu ise 6.250'dirr. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ise toplam 8.206 olup, merkez nüfusu 2.355, köylerin nüfusu ise 5.851'dır. 6 mahalle ve 27 köyden oluşmakta olup, yöredeki nüfusun büyük bir kısmı mevsimlik işçi olarak kışın büyük şehirlere çalışmaya gitmekte, yazın ilçeye dönmektedir. İlçemizin yedi köyünde mahallen Lazca diye tabir edilen ve kendi aralarında konuştukları bir dil vardır. Genellikle bu dil köy dışında konuşulmamaktadır. Bu köyler; Dikkaya, Çayırdüzü, Topluca, Murat, Kadıköy, Güllü ve Behice köyleridir. İlçemizde okur yazarlık oranı %97'dir.

YAYLA KÜLTÜRÜ

Çok eski yıllardan günümüze kadar devam ede gelen bir gelenektir yaylacılık. Arazinin konumu hayvanlar için yeterli beslenmeye elverişli değildir. Hem hayvanların daha iyi beslenmesi hem de yağ, peynir ve çökelek elde etmek amacıyla yaylaya çıkılır.
Ancak, bugün 20 yıl öncesine kadar bütün canlılığı ile devam eden o yayla yaşamı kaybolmaya yüz tutmaktadır. Çaycılığa olan dönüş hayvancılıktan kaçışı bu da yaylacılığın sonunu getirmektedir.Her ne kadar gene yaylalara çıkılıyorsa da, yaşlılarımız o eski günleri yad ederken gözlerindeki ifadeden sanki bir şeylerin elimizden kayıp gittiğini anlamamak mümkün değil.
Bugün yaylaya çıkanlar iki grup altında toplanır. İhtiyaç dan dolayı çıkanlar ve Rize dışında yaşayıp anacak Rize ile bağlarını koparmayan yöre insanaları. Eski yılların özlemiylr tatillerini geçirmek, büyük kentlerin gürültüsünden kurtulmak ve doğayla başbaşa kalmak için yaylalara çıkan gırbetteki Rizelilerin sayısının bir hayli olmasına karşın ihtiyaçtan ötürü çıkanların sayısında belirgin bir azalma vardır.

Rize'deki Yaylalar
Çağırankaya, Palovit, Elevit, Ovit, Amlakit, Hodeçur, Samisdal, Pokut, Çat, Haçivanak, Karmik, Hemşin, Başyayla, Ortayayla, Verçenik, Avusor, Kaçkar, Aşağı Kavron, Yukarı Kavron, Hazindak, Çiçekli, Çaymaçakur, Sal, Varda, Gölyayla, Cimil, Hazindağ, Ambarlı, Çahperik, Kito, Karap, Kale, Gürmanuman, Varoş, Çermeşk, Dahter, Anzer, Aşağı Faso, Yukarı Faso. ...ve sayamadığımız birçok irili ufaklı yayla.

Yaylaya Çıkış Öncesi Hazırlıklar ve Yayla Yolunda
Yayla çıkış zamanı hava şartlarına bağlı olarak değişir. Genel de Mayıs ayı sonu ile Haziran başıdır. Tarih muhtar ve köy heyetleri tarafından birlikte belirlenir. Bu tarih, yağan kar miktarına ve karın tahmini kalkış zamanına göre tespit edilir. Belirlenen tarihten önce kimse yaylaya çıkmaz. 
Mezra : Bazı köylerin "mezra" olarak adlandırılan geçiş yerleri vardır. Mezraların rakımları yaylalara göre daha düşük olduğundan kar erken kalkar. Nisan ayı sonunda, Mayıs ayları başında bu mezralara gidilir. Orada 15-20 gün yaylaya çıkış tarihine kadar kalınır. Köyden gelenlerle birlikte yaylaya çıkılır.
Hazırlıklar arasında, mısır öğütülmesi, at ve katır varsa semer ve eyerlerin gözden geçirilmesi, yiyecek, giyecek, hayvanların bağlanacağı, ip ve kazıklar sayılabilinir. Sığırların alınlarına ya da boyunlarına nazar boncuğu veya muska takılırdı.
Hayvanı olmayanlar yüklerini sırtlarında taşırlar. Taşımayanlar kiracı tutarlar. Yük taşınması gayet eğlenceli olur. Kyün gençleri genellikle pazar günleri hep birlikte yüklerini alır sabah erkenden yayla yoluna koyulurlar. Belli yerlerde molka veriri, dinlenir, açlıklarını giderir, horon oynarlardı. 
Hanlar : Yaylaya çıkışlar genellikle iki gün sürerdi. Birinci günün sonunda hanlarda konaklanırdı. Hanlar: zemin katı kahvehane, üst katı da birkaç odadan ibaret bir otel niteliği taşırdı. Hayvanlar çok kalabalık olur ve ahırda yer olmazsa dışarıda yere çakılan kazıklara bağlanırdı. Hayvanlara hayvancının ot deposundan ot satın alınarak verilir, ayrıca içilen çay ve kalma masrafı olarak da hancıya belli bir miktar para ödenirdi.
Köççü : Yaylada sürekli kalacak kişilerle birlikte hayvanların götürülmesine yardımcı omak üzere bir kaç kişi de kafile ile birlikte bulunurdu. "Köçcü" denilen bu kişilker, sığırları yaylaya çıkardıktan sonra orada birkaç gün kalıp tekrar geri dönerlerdi. 

 

Yayla Hayatı
Yayla hayatı Haziran ayının başından Eylül ayınn ilk haftasına  kadar sürüp giden üç aylık bir dönemi kapsar. Havalara göre bu süre azalıp, kısalabilir.
Yaylada günlük hayat çok erken başlar. Sabah erkenden kalkılıp, sığırlar sağılırdı. Sütün kaymağı alınıp kaymak kabında, kaymağı alınmış süt ise peynir kazanında biriktirilir. Güneş doğarken hayvanlar çözülür ve yayıma bırakılır. Hayvanlar yayıma (otlak alanı) götürüldükten sonra ahırın gübresi temizlenir. Gübrenin temizlenmesinde ağzı geniş bir kazma ile, "süpürgelik" denilen dalları sert ve esnek yapıda olan bir cins çalıdan yapılmış ahır süpürgeleri kullanılır. Ahırın ortasında toplanan gübre, evin önünde uygun bir yerde biriktirildiği gibi sepetlerle çayırlıklara götürülüp serpilir. Bazen de günlük gübre ahırın iç duvar yüzeyine ya da taşların üzerine yapıştırılarak kurutulmaya bırakılır. Bir müddet sonra kuruyan gübreler "tezek" haline gelir. Bunlar odunu yanında ek yakacak olarak kullanılır.
Yaylacının günlük işlerinin başınada, sağılan sütü değerlendirmek gerekir. Peynir kazanında toplanan kaymağı alınmış süt, belli bire kıvama geldiğinde peynir yapılır. Peynir suyu kaynatılarak tülbentten yapılmış minci torbalarına dökülerek süzdürülür. Bu şekilde elde edilen paeynir ve minci tuzlandıktan sonra peynir ve minci kaplarınak onulur.
Kaymak kabı dolduğunda yayık yapma zamanı gelmiş demektir. Yayık vurma ii için yaylacı, diğer komşuları yardıma çağırır. Genellikle her yaylada ortak olan birkaç yayık bulunur. Atma türkülerle şenlenen yayık evinde elde edilenyağ, yıkanıp tuzlandıktan sonra yağ kaplarına basılır. O gün için hazırlanan yemekler yenir ve dağılınırdı. 
Sığırlar ikindiden sonra yayımdan toplanarak eve getirilir ve bağlanırdı. Sisli havalarda sığırların yerini tespit etmede bir kolaylık sağlamak için boyunlarına orta büyüklükte çıngırak takılır. Çıngırak takma adeti aynı zamanda kurt gibi yabani hayvanları da ürkütmeye yöneliktir. 

Otlar azalmaya başlayınca, otlak alanların bir bnölümü geçici bir süre hayvanların girmesine yasaklanırdı. Yaylacıların ortak kararı ile alınan ve 20-30 gün süren bu yasaklama adetine "Koru" denilirdi. Korunun sona erdiği, bir gün önceden her eve duyurulur, ertesi sabah bütün yaylacılar hayvanlarını, koru süresince biraz daha yeşeren bu otlağa götürülürdü. Buna da "Koru Bozmak" denirdi. Korunun bozulması yaylacılara endişe ile karışık bir heyecan verirdi. Çünkü sığırların tek bir alanda toplanması, hayvanların biribiriyle kapışması sebebiyle tehlike oluşturmaktaydı.

 

Ot Biçimi : Yayla hayatının en hareketli dönemidir. Temmuz ayının sonlarına doğru otlar iyice büyüyünce, dere ve ırmaklardan arklar açarak çayırlıklara verilen su kesilir. Bundan gaye otun çürümesini önlemek ve biçmeyi kolaylaştırmaktadır. Ağustos ayına gelindiğinde  otlar biçilecek seviyeye gelmiş olur. Ot biçimi için güneşli günler tercih edilir. Çayırlıkların düzgün olan kısımlar tırpanla "kerendi" taşlık ve çok dar alanlar ise orak ile biçilir.
Genellikle tırpan işi erkeklerce, orak ise kadınlarca yapılırdı. Ot biçme zamanlarda köylerden yardıma gelinirdi. Yağmura karşı bir yarış sürer bu dönemde. Biçilen otlar güneşte kurumaya bırakılır. Kuruyan otlar "Gelberi" denilen ağaçtan yapılmış dişli bir aletle kümeler halinde bir araya getirilir. Küme halinde kuru ot el yardımı ile sarılarak "Güvel" ya da "Sarma" denilen küçük demetlere ayrılıp ot depolarına taşınırdı. 5-6 güvel bir ot yükü olarak nitelendirilir. Otluğun verimi yük hesabı ile yapılırdı. Gündüz ot biçme gece eğlencelere dönerdi.
Ot biçme işini bitirenler tekrar köye dönerler. Bir süre sonra yayla eski sukunetine avdet eder. Biçilip depolanan kuru ot, yaz başı ve güz dönemlerinde havaların soğuk ve yağışlı gitmesi ya da otlarınazalması halinde ek yiyecek olarak hayvanlara verilir.
 

 

"Güz Köçi" diye adlandırılan yala dönüü Eylül ayının ilk haftalarına rastlar. Otların sararması ve havaların soğuması ile birlikte yaylacılar tekrar mezra ve köylere döner.

 Yaylalarun başina,  kar yağar ince ince
İnsan bir garip olur, yayladan ayrilince

HORON KÜLTÜRÜ

HORON
Horon kelimesinin etimiyolojisi hakkında üzerinde uzlaşıya varılmış ortak bir kanaat bulunmamaktadır. Ansikloedilerde hellence dans anlamına gelen "khoros" tan geldiği ifadesi yer alir. Bir başka teoride Trabzon'da hasatı yapılmış tarlalarda, mısır saplarının kışın hayvanlara yem yapılmak için harmanlanmasıyla oluşan görüntüdür. Yan yana duran adamlar görüntüsü veren ve "horom" adı verilen bu mısır demetleri [lazcasi bardi]nin bu oyuna isim babası olduğu düşünülmektedir

 

Yöremizde Oynanan Horon Türleri

 

1. Hemşin
2. Alika
3. Alican
4. Rize
5. Kaynakli Rize
6. Papilat
7. Kaçkar (Mimik)
8. Polatın Rizesi
9. Noktalı Ancer
10.Kemer
11.Çarişka
12.Büyükdüz
13.Langaliman
14.Çinçiva Rizesi
15.Sirtlinin Rizesi
16.Çinçiva Vişne Horonu
17.Ançanın Rizesi
18.Eski Çano
19.Yeni Çano
20.Abdinin Rizesi
21.Yalı
22.Vijenin Saba Horonu
23.Sabah Horonu
24.Kız Horonu
25.Bakoz
26.Ortaköy
27.İkiayak
28.Seyidoğlu
29.Tumas Horonu
30.Palakçur Kız Horonu
31.Elevit Horonu
32.Kotina
33.Ye Hala Horonu
34.Dıkbıyık Horonu
35.Ğant horonu
36.Siğ Rize
37.Sevduğum İki Gözüm
38.Avci Ahmet Destani Hodoçor Horonu
39.Abdi Horonu
40.Memedina
41.Amlakit
42.Mahmutoğlu
43.Samistal Kız Horonu
44.Hevek Horonu

 

HORONLAR ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞUR

1. düz horon bölümü: horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. bundan ötürü oyunun bu bölümüne ''ağır horon bölümü'' de denir. oyun halkası saat ibresinin tersi yönünde döner. söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. gelen komutla ''yenlik yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.

2. yenlik bölümü: kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. komutçudan gelen ''alaşağa'', ''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya ''ıslık'' şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.

3. sert bölümü: diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. oyuna devam edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir


 
 Canlı Yayın
                
                  Canlı Yayın


  Atatürk
      
      
         - 1881
Mustafa'nın Selanik'te dünyaya gelmesi.

-1893
Mustafa Selanik'teki Askeri Hazırlık Okuluna başlar ve burada öğretmeni tarafından kendisine ikinci ismi "Kemal" verilir.

-1895
Mustafa Kemal Manastırdaki Askeri Liseye başlar.

-1899
Mustafa Kemal İstanbul'da Harbiye'nin hazırlık sınıfına başlar.

-1902
Mustafa Kemal Harbiye'den mezun olur ve buradan sonra Harp Akademisine devam eder.

-11 Ocak 1905
Mustafa Kemal Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olur ve Şam'da bulunan Beşinci Orduda görev almak üzere Şam'a gönderilir.

-Ekim 1906
Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam'da "Vatan ve Hürriyet" adıyla gizli bir
dernek kurarlar.

-Eylül 1907
Mustafa Kemal Üçüncü Orduya tayin edilir ve Selanik'e gönderilir.

-13 Eylül 1911
Mustafa Kemal İstanbul'daki Genel Kurmaya tayin edilir.

-9 Ocak 1912
Mustafa Kemal Libya'daki Tobruk taarruzunu başarılı bir şekilde yönetir.

-25 Kasım 1912
Mustafa Kemal Hareket Başkanı olarak Akdeniz Boğazları özel Kuvvetlerine atanır.

-27 Ekim 1913
Mustafa Kemal Sofya'ya Askeri Ataşe olarak atanır.

-25 Nisan 1915
İttifak Devletleri Arıburnu'na çıkarma yaparlar ve Mustafa Kemal Tümeni ile ilerlemelerini durdurur.

-9 Ağustos 1915
Mustafa Kemal Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilir.

-1 Nisan 1916
Mustafa Kemal Tuğgeneralliğe terfi eder.

-6-7 Ağustos 1916
Mustafa Kemal Bitlis ve Muş'u düşmandan geri alır.

-31 Ekim 1918
Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olur.

-30 Nisan 1919
Mustafa Kemal Erzurum'da bulunan Dokuzuncu Orduya geniş yetkilerle Müfettiş olarak atanır.

-16 Mayıs 1919
Mustafa Kemal İstanbul'u terkeder.

-19 Mayıs 1919
Mustafa Kemal Samsun'a ayak basar.

-8 Temmuz 1919
Mustafa Kemal gerek Üçüncü Ordu Müfettişliği görevinden gerekse ordudan istifa eder.

-23 Temmuz 1919
Mustafa Kemal Erzurum Kongresi Başkanlığına getirilir.

-4 Eylül 1919
Mustafa Kemal Sivas Kongresi Başkanlığına getirilir.

-27 Aralık 1919 Mustafa Kemal İcra Heyeti ile Ankara'ya gelir.

-23 Nisan 1920
Mustafa Kemal Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisini açar.

-11 Mayıs 1920 Mustafa Kemal İstanbul hükümeti tarafından ölüme mahkum edilir.

-5 Ağustos 1921
Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan olarak atanır.

-23 Ağustos 1921
Türk birliklerinin Mustafa Kemal tarafından yönetildiği Sakarya savaşı başlar.

-19 Eylül 1921
Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ile Gazi unvanını verir.

-26 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal Büyük Taarruzu Kocatepe'den yönetmeye başlar.

-30 Ağustos 1922
Gazi Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar savaşını kazanır.

-10 Eylül 1922
Gazi Mustafa Kemal İzmir'e girer.

-1 Kasım 1922
Büyük Millet Meclisi, Gazi Mustafa Kemal'in Hilafetin kaldırılması Yönündeki önerisini kabul eder.

-14 Ocak 1923
Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım İzmir'de vefat eder.

-29 Ekim 1923
Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi.

-24 Ağustos 1924
Gazi Mustafa Kemal İstanbul Sarayburnu'nda ilk kez şapka giyer.

-9 Ağustos 1928 Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda yeni Türk Alfabesi ile ilgili konuşma yapar.

-12 Nisan 1931
Gazi Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumunu kurar.

-12 Temmuz 1932
Gazi Mustafa Kemal Türk Dil Kurumunu kurar.

-16 Haziran 1934
Büyük Millet Meclisi bir yasa geçirerek Gazi Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verme kararı alır.

-10 Kasım 1938
Atatürk vefat eder.
 



  Atatürk Köşesi
             
      Atatürk'ün Hayatı
      Atatürk'ün İlkeleri
      Atatürk'ün Kronojisi
      Atatürk'ün Devrimleri
      İstiklal Marşı
      Gençliğe Hitabe
      Anılarla Atatürk
      Basında Atatürk
      Atatürk Vecizeleri




  Önemli Siteler

    Tc Kimlik No
    Vergi Kimlik No
    Sürücü Ceza Puanı
    Araç Sorgulama
    Motorlu Taşıtlar V.D.
    Kurumsal Vergi Dairesi
    Resmi Gazete
    e-Mevzuat
    e-devlet


  Reklam